İyileşme Sürecinin Başlaması
Diş çekimi, kurtarılamayacak durumdaki çürüklerin veya enfeksiyonlu dişlerin ağızdan uzaklaştırılması için uygulanan standart bir diş hekimliği işlemidir. Hekiminiz dişinizi çektikten sonra klinikteki tıbbi işlem tamamlanır, ancak o bölgenin sağlıklı bir şekilde kapanması için evde sizin dikkat etmeniz gereken çok önemli kurallar başlar. 2003 yılından gelen klinik deneyimlerimiz göstermektedir ki, çekim işlemi ne kadar başarılı geçerse geçsin, sonrasındaki bakım kurallarına uyulmadığında iyileşme süreci uzamakta ve ağrılı durumlar ortaya çıkabilmektedir. Bu sürecin sorunsuz atlatılması için, ağız içinde gerçekleşen doğal iyileşme adımlarını ve neyi neden yapmamanız gerektiğini bilmeniz yeterlidir.
Çekim Boşluğunun Kapanması ve İlk İyileşme Aşaması
Dişiniz çene kemiğinden çıkarıldığında, o bölgede doğal olarak dişin kökünden kalan bir boşluk (çekim boşluğu) oluşur. Vücudumuz bu açık boşluğu dış etkenlerden korumak ve iyileşmeyi başlatmak için hemen o bölgeye kan gönderir. Bu kan, kısa bir süre içinde katılaşarak jöle kıvamında bir yapıya dönüşür. Tıpta buna “kan pıhtısı” adı verilir.
Bu pıhtının görevi, tıpkı şişenin ağzını kapatan bir tıpa gibi çekim boşluğunu sıkıca kapatmaktır. Pıhtı; açıkta kalan çene kemiğini ve altındaki hassas sinirleri ağız içindeki bakterilerden, yediğiniz yiyeceklerin artıklarından ve havadan korur. Diş etinizin yeniden şekillenmesi ve kemiğin iyileşmesi, tamamen bu koruyucu pıhtının o boşlukta sabit kalmasına bağlıdır. Eğer bu pıhtı yerinden oynar, erir veya koparsa, altındaki kemik açığa çıkar ve iyileşme süreci sekteye uğrar. Bu nedenle diş çekimi sonrasındaki tüm kuralların tek bir ortak amacı vardır: Bu kan pıhtısını korumak.
Gazlı Bez (Tampon) Uygulaması Ne İşe Yarar?
Diş çekiminden hemen sonra hekiminiz yara yerinin üzerine steril bir gazlı bez (tampon) yerleştirir ve sizden bunu dişlerinizle sıkıca ısırmanızı ister. Bu tamponun amacı sadece kanamayı emmek değildir; asıl işlevi çekim bölgesine sürekli ve düzenli bir baskı uygulamaktır.
Tamponu ısırdığınızda oluşan bu baskı, açık olan kılcal damarların uçlarını kapatır ve yukarıda bahsettiğimiz kan pıhtısının o boşluğa sağlam bir şekilde yerleşmesini sağlar. Bu tamponu, hekiminizin belirttiği süre boyunca (genellikle 30 ile 45 dakika arası) ağzınızda sıkıca tutmanız gerekir. Sürekli “Kanamam durdu mu?” diye merak edip tamponu gevşetmek, ağzınızı açıp aynada kontrol etmek veya çıkarıp yerine pamuk ya da peçete koymak yapılan en yaygın hatalardır. Baskı ortadan kalktığında pıhtı oluşamaz ve kanama sızıntı şeklinde uzun saatler boyunca devam eder.
Tükürmek Neden Sakıncalıdır?
Klinikten çıkıp evinize giderken ağzınızda hafif bir kan tadı hissetmeniz ve tükürük miktarınızın artması beklenen bir durumdur. Çoğu hasta bu kanlı sıvıyı yutmak istemediği için sürekli lavaboya tükürme eğilimi gösterir. Ancak diş çekimi sonrasındaki ilk 24 saat içinde tükürmek kesinlikle yasaktır.
Bunun tamamen fiziksel bir sebebi vardır: Tükürme eylemi, ağız içinde “negatif basınç” yani bir vakum etkisi yaratır. Siz tükürdüğünüz anda oluşan bu emme kuvveti, çene kemiğine daha yeni yerleşmeye çalışan o koruyucu kan pıhtısını yerinden söker. Pıhtı koptuğu anda yara tekrar açılır, kanama yeniden başlar ve kemik havayla temas ettiği için şiddetli ağrılar oluşur. Aynı nedenden ötürü, ilk gün içecekleri pipetle içmek, dudakları büzerek bir şeyler üflemek veya ağzı suyla şiddetli bir şekilde çalkalamak da yasaktır. İlk gün ağzınızda biriken tükürüğü mutlaka yutmalı, yara yerini hiçbir fiziksel basınca maruz bırakmamalısınız.
İlk 24 Saat Beslenme Kuralları ve Alveolit (Kuru Soket) Durumu
Diş çekimi tamamlanıp eve döndükten sonraki ilk 24 saat, yaranın kapanması ve dokuların sakinleşmesi açısından en hassas zaman dilimidir. Bu dönemde vücut, açık kalan bölgeye yerleştirdiği kan pıhtısını sabitlemeye ve iyileşme dokusunu oluşturmaya çalışırken, dışarıdan gelecek her türlü fiziksel ve kimyasal etken bu süreci durdurabilir. İyileşmenin sorunsuz ilerlemesi için özellikle yeme-içme alışkanlıklarınıza dikkat etmeniz ve çene kemiğine binen yükü azaltmanız tıbbi bir gerekliliktir.
İlk Gün Ne Yenmeli, Ne İçilmeli? (Sıcaklık ve Kıvam Kuralları)
Hekiminizin yerleştirdiği tamponu belirtilen süre sonunda ağzınızdan çıkardıktan sonra beslenmeye başlayabilirsiniz. Ancak burada dikkat etmeniz gereken ilk kural, anestezi tamamen geçmeden asla yemek yememektir. Uyuşukluğun etkisi altındayken sıcaklık hissini veya ısırma kuvvetini tam ayarlayamazsınız; bu nedenle farkında olmadan dilinizi, yanağınızı veya dudağınızı çok şiddetli ısırarak kendinize ciddi zararlar verebilirsiniz.
Uyuşukluk geçtikten sonra, ilk 24 saat boyunca sadece ılık veya soğuk, püre kıvamında yumuşak gıdalar tüketmelisiniz. Çok sıcak çorbalar, demli çay veya kahve gibi içecekler ağız içindeki kılcal damarları genişleterek kanamayı yeniden başlatabilir. Aynı şekilde cips, kabuklu kuruyemişler, asitli içecekler veya acı baharatlar yara yerini doğrudan tahriş eder. Susam, pirinç, bulgur veya çilek çekirdeği gibi küçük taneli gıdalardan da ilk günlerde kesinlikle uzak durmalısınız. Bu küçük taneler çekim boşluğuna kaçıp oraya sıkışabilir; onları oradan çıkarmak için yapacağınız kürdan veya dil müdahaleleri kan pıhtısını yerinden oynatacaktır. Yoğurt, ılık çorba, patates püresi veya yumuşak makarna gibi gıdalar en güvenli seçeneklerdir. Çiğneme işlemini mutlaka dişin çekildiği taraf ile değil, ağzınızın diğer tarafı ile yapmaya özen göstermelisiniz.
Çekim Boşluğunun Havayla Teması: Kuru Soket (Alveolit)
Birinci bölümde detaylandırdığımız koruyucu kan pıhtısı yerinde sağlıklı bir şekilde oluşmazsa veya tükürme, pipet kullanımı, sert gıda tüketimi gibi dış müdahalelerle yerinden koparsa, altındaki çene kemiği tamamen açıkta kalır. Tıp literatüründe bu klinik tabloya “Alveolit” veya halk arasındaki adıyla “Kuru Soket” sendromu denir.
Kuru soket durumu genellikle diş çekiminin yapıldığı gün değil, işlemden iki veya üç gün sonra başlayan şiddetli, kulağa ve çeneye yayılan bir ağrıyla kendini gösterir. Pıhtı düştüğü için yara yeri boştur; çene kemiği ve bölgedeki sinir uçları havayla, yemek artıklarıyla ve ağız içindeki bakterilerle doğrudan temas halindedir. Bu durum aynı zamanda ağızda kötü bir kokuya ve nahoş bir tada neden olur. Kuru soket ağrısı, standart ağrı kesicilerle kolayca geçmez. Böyle bir durumda vakit kaybetmeden hekiminize başvurmanız gerekir. Hekiminiz çekim boşluğunu yıkayarak temizler ve o bölgeye ağrıyı kesen, kemiği örten özel tıbbi ilaçlar yerleştirerek süreci kontrol altına alır. Ancak en doğrusu, kurallara uyarak pıhtıyı korumak ve bu durumun hiç oluşmamasını sağlamaktır.
Kan Basıncını Artıran Etkenler: Sigara, Banyo ve Egzersiz
Beslenmenin dışında, ilk günkü günlük yaşantınızda dikkat etmeniz gereken bazı kısıtlamalar da vardır. Diş çekimi sonrası iyileşmeyi yavaşlatan en büyük dış etken sigara kullanımıdır. Sigara dumanındaki zehirli kimyasallar açık yara yerini tahriş eder ve hücrelere giden oksijen miktarını azaltarak kemiğin kapanmasını geciktirir. Dahası, sigara içerken yapılan emme hareketi, tıpkı pipet kullanımında olduğu gibi bir vakum oluşturarak pıhtıyı yerinden sökebilir. Bu nedenle çekim sonrasında en az 48 saat boyunca sigara içilmemesi gerekir.
Ayrıca vücut ısısını ve tansiyonu (kan basıncını) aniden yükselten eylemlerden kaçınılmalıdır. İlk gün çok sıcak suyla banyo yapmak, saunaya girmek, ağırlık kaldırmak veya ağır sporlar yapmak damarları genişleteceği için kanama riskini artırır. Çekim günü istirahat etmeniz ve uyurken başınızı yastıkla gövdenizden biraz daha yüksekte (kalp seviyesinin üzerinde) tutmanız, baş bölgesindeki kan basıncını dengeleyerek yaranın sızlamasını büyük ölçüde engelleyecektir.
Şişlik (Ödem) Kontrolü ve Çekim Sonrası Ağız Hijyeni
Diş çekimi, özellikle gömülü yirmi yaş (akıl) dişlerinin alınması gibi cerrahi bir müdahale gerektirdiyse, vücudun bu işleme vereceği bazı doğal tepkiler vardır. Bu tepkilerin başında yüz bölgesinde oluşabilecek şişlikler (ödem) ve hafif morarmalar gelir. Hastalarımız sabah uyandıklarında yanaklarındaki bu şişliği gördüklerinde genellikle enfeksiyon kaptıklarını düşünerek haklı bir endişeye kapılırlar. Oysa şişlik, vücudun yara bölgesini onarmak için o alana fazladan kan ve koruyucu sıvı göndermesinin son derece normal bir sonucudur. Bu süreci doğru kompres uygulamalarıyla yönetmek ve ağız içindeki temizliği yara yerine zarar vermeden sürdürmek, iyileşme hızınızı doğrudan etkiler.
Yüzde Şişlik (Ödem) Neden Olur ve Ne Zaman İner?
Çene kemiğinde yapılan işlemlerden sonra dokular, iyileşme hücrelerini taşıyabilmek amacıyla bölgeye sıvı çeker. Dışarıdan bakıldığında yanakta veya çene altında bir şişkinlik olarak görülen bu durum, genellikle çekimden sonraki ikinci veya üçüncü günde en üst seviyesine ulaşır. Üçüncü günden itibaren ise yavaş yavaş inmeye başlar.
Aynı şekilde, yerçekiminin de etkisiyle boyun bölgesine doğru hafif sarımsı veya yeşilimsi morarmalar belirebilir. Bunlar operasyon sırasındaki hafif kanamaların deri altında dağılmasıyla oluşan, hiçbir tehlikesi olmayan geçici durumlardır ve ortalama bir hafta ile on gün içinde kendiliğinden tamamen kaybolur. Bu doğal tepkiyi kontrol altında tutmak ve şişliğin miktarını en aza indirmek için dışarıdan yapacağınız soğuk müdahaleler çok değerlidir.
Doğru Soğuk Kompres (Buz) Uygulaması Nasıl Yapılır?
Şişliği engellemenin tıbbi olarak en etkili yolu, işlemden hemen sonra başlayarak ilk 24 saat boyunca çekim yapılan tarafa dışarıdan soğuk kompres uygulamaktır. Soğuk kompres, o bölgedeki kan damarlarının büzülmesini sağlar. Damarlar daraldığında, doku içine sızan sıvı miktarı azalır ve böylece ödem büyük oranda engellenmiş olur.
Ancak buz uygulamasının çok net bir kuralı vardır. Buzu veya soğuk jeli kesinlikle doğrudan cildinize temas ettirmemelisiniz; bu durum ciltte “buz yanıklarına” neden olabilir. Buzu mutlaka temiz bir havluya veya ince bir beze sararak yanağınızdan tutmalısınız. Uygulama “15 dakika tut, 15 dakika dinlendir” şeklinde periyodik olmalıdır. Buzu saatlerce aralıksız olarak yüzünüzde tutmak dokulara zarar verebilir. Unutulmamalıdır ki, soğuk kompres sadece ilk 24 saat içinde etkilidir. İkinci veya üçüncü günden sonra buz koymanın şişliği indirmeye herhangi bir tıbbi faydası kalmaz.
Yara Yerini Bozmadan Diş Fırçalama Kuralları
Ağız hijyeninin sağlanması, çekim boşluğunun enfeksiyon kapmaması için şarttır. Çoğu hasta, dişini çektirdikten sonra acıyacağı veya kanayacağı korkusuyla günlerce dişlerini hiç fırçalamaz. Bu durum, ağız içinde bakterilerin hızla üremesine ve yara yerinin iltihaplanmasına yol açar. Dişlerinizi çekim günü de dahil olmak üzere düzenli olarak fırçalamaya devam etmelisiniz, ancak tekniğinizi biraz değiştirmeniz gerekir.
Dişlerinizi fırçalarken, fırçanın kıllarını çekim yapılan o boşluklu bölgeye ve varsa dikişlerinize kesinlikle değdirmemelisiniz. Diğer sağlam dişlerinizi yavaş ve yumuşak hareketlerle fırçaladıktan sonra, ağzınızdaki macunlu suyu kesinlikle “tükürmemelisiniz”. Birinci bölümde anlattığımız vakum etkisini yaratmamak için, macunlu suyu ağzınızdan lavaboya doğru yavaşça akıtmalı (serbestçe düşmesine izin vermeli) ve ağzınızı şiddetli bir şekilde suyla çalkalamaktan kaçınmalısınız. Ayrıca o bölgeye kürdan sokmak veya dilinizle o boşluğu sürekli yoklamak da iyileşme dokusuna zarar verir.
Tuzlu Su Kullanımı ve Gargara
İlk 24 saat içinde ağzınızı herhangi bir kozmetik gargara veya su ile çalkalamanız, kan pıhtısını yerinden sökme riski taşıdığı için yasaktır. Ancak işlemden bir gün (24 saat) sonra, ağız içindeki bakteri oranını düşürmek ve yaranın temiz kalmasını sağlamak için ılık tuzlu su kullanabilirsiniz.
Bir su bardağı ılık suyun içine yarım çay kaşığı tuz atarak hazırlayacağınız bu karışımı, ağzınızın içinde şiddetli bir şekilde çevirmek yerine, sadece başınızı sağa sola eğerek yara bölgesinde usulca dolaştırmalısınız. Ardından suyu yine tükürmeden lavaboya doğru nazikçe bırakmalısınız. Hekiminiz size reçeteli bir tıbbi gargara verdiyse, bunu da aynı nazik yöntemle ve sadece belirtilen süre boyunca kullanmanız iyileşmenizi güvenle destekleyecektir
İlaç Kullanımı ve Hangi Durumlarda Hekime Başvurulmalı?
Diş çekimi işlemi tamamlandıktan sonra hekiminiz, tıbbi durumunuza ve yapılan işlemin zorluğuna göre size özel bir reçete düzenler. Bu reçetedeki ilaçların kullanımı, sadece hissedeceğiniz ağrıyı baskılamak için değil; aynı zamanda vücudunuzun bölgedeki yarayı sağlıklı bir şekilde onarabilmesi ve olası enfeksiyon risklerinin ortadan kaldırılması için planlanır. Hastalarımızın ilaç kullanımı konusunda kendi inisiyatifleriyle yaptıkları değişiklikler, iyileşme sürecini doğrudan tehlikeye atabilir. Bu dönemde ilaçlarınızı hekiminizin belirttiği dozda ve saatte kullanmanız, iyileşme sürecinizin en temel tıbbi destekleyicisidir.
Ağrı Kesici Kullanımı
Hekiminizin reçete ettiği ağrı kesicileri kullanmak için ağrının başlamasını beklemeniz, yapılan en yaygın hatalardan biridir. Anestezinin etkisi genellikle işlemden 2 ila 4 saat sonra yavaş yavaş geçmeye başlar. Tıbbi tavsiyemiz, ilk ağrı kesici hapınızı, uyuşukluk henüz tam olarak geçmeden (tamponu attıktan ve ilk yumuşak gıdanızı tükettikten sonra) almanızdır. Ağrı kesiciler vücutta belirli bir sürede emilir. İlacı uyuşukluk geçmeden aldığınızda, ilaç kana karışmış olur ve uyuşukluk bittiğinde ağrı hissi başlamadan baskılanır.
Burada dikkat edilmesi gereken en hayati kural, evde bulunan rastgele bir ağrı kesicinin kullanılmamasıdır. Özellikle Aspirin gibi kan sulandırıcı (salisilik asit içeren) özelliği olan ilaçlar diş çekimi sonrasında kesinlikle yasaktır. Kan sulandırıcı ilaçlar, o bölgede oluşmasını beklediğimiz koruyucu kan pıhtısının yapısını bozar ve tıpta sekonder kanama dediğimiz, işlemden saatler sonra başlayan durdurulamayan sızıntılara neden olur. Sadece hekiminizin reçete ettiği, kanama profilini bozmayan ağrı kesicileri kullanmalısınız.
Antibiyotik Kullanımı ve Kutu Bitirme Kuralı
Toplumdaki genel bir yanlış algının aksine, her diş çekiminden sonra antibiyotik kullanılması zorunlu değildir. Hekiminiz sadece bölgede aktif bir enfeksiyon varsa, diş apse yapmışsa veya çekim işlemi cerrahi bir boyutta gerçekleştiyse koruyucu amaçlı antibiyotik reçete eder.
Eğer size bir antibiyotik verildiyse, bu ilacın saati saatine içilmesi tıbbi bir zorunluluktur. Hastalarımız genellikle ağrıları veya şişlikleri geçtiğinde “Nasıl olsa iyileştim” diyerek kutu bitmeden antibiyotiği bırakma eğilimi gösterirler. Bu çok tehlikeli bir durumdur. İlacı erken kestiğinizde, bölgedeki zayıflamış bakteriler ilaca karşı direnç kazanarak yeniden güçlenir ve çok daha şiddetli bir enfeksiyon olarak geri dönerler. Hekiminiz aksini belirtmedikçe, kutunun içindeki tüm ilaçlar bitene kadar tedaviye devam etmelisiniz.
İyileşme Sürecinde Normal Kabul Edilen Belirtiler
Eve gittiğinizde bazı fiziksel değişimler yaşamanız iyileşme sürecinin doğal bir parçasıdır ve sizi paniğe sevk etmemelidir. İşlemden sonraki ilk 24 saat içinde tükürüğünüzün pembemsi veya hafif kırmızı bir renkte olması son derece normaldir. Ağız içindeki bir iki damla kan, tükürükle karıştığında sanki ağzınız kanla doluymuş gibi bir yanılsama yaratır.
Aynı şekilde, yara bölgesinde ilk birkaç gün hafif bir sızlama, çenenizi açarken veya yutkunurken hafif bir kısıtlılık hissetmeniz ve yanak bölgenizde (özellikle çene cerrahı tarafından yapılan cerrahi çekimlerde) bir miktar şişlik oluşması beklenen tıbbi tablolardır. Bu durumlar vücudun onarım sürecinde olduğunu gösterir.
Tehlike Sinyalleri: Ne Zaman Kliniğe Dönmelisiniz?
Normal iyileşme sürecinin dışında kalan ve vakit kaybetmeden hekiminize veya kliniğe başvurmanızı gerektiren bazı acil durum sinyalleri vardır. Aşağıdaki durumları yaşadığınızda, evde kendi kendinize müdahale etmek yerine mutlaka profesyonel tıbbi destek almalısınız:
Durdurulamayan Aktif Kanama: Tükürüğünüzün pembe olması değil; ağzınızın içinin sürekli olarak koyu kırmızı, pıhtılı ve yoğun bir kanla dolması durumudur. Baskı uygulamanıza rağmen kanama azalmıyorsa hekiminize başvurmalısınız.
Yüksek Ateş ve Titreme: Çekimden sonra vücut ısınızın aniden yükselmesi, beraberinde titreme, mide bulantısı veya kusma hissi yaşanması sistemik bir enfeksiyonun (bakterilerin kana karışmasının) belirtisi olabilir.
Solunumu ve Yutkunmayı Zorlaştıran Şişlik: Yanağınızdaki şişliğin boynunuza, boğazınıza veya göz altlarınıza doğru hızla yayılması; nefes almanızı veya yutkunmanızı fiziksel olarak engellemeye başlaması acil müdahale gerektirir.
Giderek Artan Şiddetli Ağrı: İşlemden 2-3 gün sonra ağrının azalması gerekirken tam tersine şiddetlenmesi, ağrı kesicilerin hiçbir işe yaramaması ve ağrının kulağa vurması durumu hekim müdahalesiyle çözülmesi gereken bir durumdur.
Diş Çekimi Sonrası Yapacaklarınız ve Klinik Standartlarımız
Diş çekimi sonrasındaki o kritik ilk günleri sorunsuz bir şekilde atlattığınızda, diş etiniz yaklaşık bir ile iki hafta içinde kapanarak bölgeyi örter. Dışarıdan bakıldığında yara tamamen iyileşmiş gibi görünse de, diş etinin altındaki çene kemiğinde aylarca sürecek yeni bir fiziksel süreç başlar. Rehberimizin bu son bölümünde, dişin eksilmesiyle başlayan bu yeni süreci nasıl yönetmeniz gerektiğini anlatıyor ve kliniğimize en sık sorulan soruları yanıtlıyoruz.
Diş Çekildikten Sonra Kemiğe Ne Olur? (Uzun Vadeli Koruma)
Yara iyileştiğinde hastalarımız genellikle sürecin tamamen bittiğini düşünerek o boşluğu yıllarca öylece bırakma eğilimindedir. Ancak çene kemiğinin hacmini ve sağlığını koruyabilmesi için tıpkı kaslarımız gibi sürekli çalışmaya, yani üzerine binen çiğneme kuvvetiyle uyarılmaya ihtiyacı vardır. Bir diş çekildiğinde, o bölgedeki kemik uyarılmayı bırakır. Vücut, “Burada artık dişe destek olacak bir iş kalmadı” diyerek çekim boşluğundaki o sağlam çene kemiğini yavaş yavaş eritmeye başlar.
Kemik eridikçe ve o boşluk uzun süre açık kaldıkça, sağındaki ve solundaki sağlam dişler bu boşluğa doğru devrilir. Çiğneme dengeniz bozulur. Bu nedenle, yara bölgesi tamamen iyileştikten sonra (yaklaşık 1,5 ile 2 ay arası) o bölgenin boş bırakılmaması tıbbi bir gerekliliktir. Çekilen dişin yerine yapılacak bir implant, çene kemiğinize yapay bir kök görevi görerek kemik erimesini tamamen durdurur ve yandaki dişlerin kaymasını engeller.
Sık Sorulan Sorular
Çekim yerinin üzerinde oluşan beyaz/sarımsı tabaka iltihap mıdır?
Hastalarımızın aynaya baktıklarında en çok paniğe kapıldıkları ve yanıldıkları konulardan biri budur. Çekimden 2-3 gün sonra yaranın üzerindeki o kırmızı kan pıhtısı, tükürüğün de etkisiyle beyazımsı veya uçuk sarı renkli yumuşak bir tabakaya dönüşür. Eğer bölgede şiddetli bir ağrı, zonklama veya kötü bir koku yoksa, bu beyaz tabaka kesinlikle iltihap değildir. Bu, vücudun yara yerini kapatmak için ürettiği yeni iyileşme dokusudur (fibrin). Fırçayla veya kürdanla kazınıp temizlenmeye çalışılmamalıdır.
Çekim bölgesine atılan dikişler ne zaman alınır? Acı verir mi?
Cerrahi çekimlerden sonra hekiminiz yaranın daha hızlı kapanması için dikiş atabilir. Eğer kendiliğinden eriyen dikişler kullanılmadıysa, bu dikişler genellikle 7 ila 10 gün sonra alınır. Dikiş alma işlemi tamamen ağrısızdır, uyuşturma veya iğne gerektirmez; sadece birkaç saniye süren basit bir işlemdir.
Normal ve sert yemekleri yemeye ne zaman başlayabilirim?
İlk 24 saat sadece soğuk ve püre kıvamında beslenmeniz gerektiğini belirtmiştik. İkinci ve üçüncü günden itibaren ılık, oda sıcaklığında ve yumuşak tencere yemeklerine geçebilirsiniz. Genellikle bir hafta sonra yara dokusu büyük oranda kapanır ve normal beslenmenize dönebilirsiniz. Ancak yara tamamen düzleşene kadar sert ve sivri gıdaları (fındık, cips vb.) ağzınızın çekim yapılmayan tarafıyla çiğnemeniz yara yerini koruyacaktır.
Diş çekildiği gün yerine hemen yeni diş (implant) yapılabilir mi?
Evet, tıbbi şartlar uygunsa yapılabilir. Eğer çekilen dişin kökünde aktif ve büyük bir iltihap kisti yoksa ve çene kemiğinin kalınlığı yeterliyse, dişin çekildiği o seansta boşluğa hemen implant yerleştirilebilir (Anında İmplant). Bu sayede hastalarımız ikinci bir cerrahi seans beklemeden tedaviyi hızlandırmış olur.
